Milyonlarca Yıldır Aynı Kalan Canlılar
Yaşayan fosil denen canlılar neden bu kadar az değişti? At nalı yengecinden timsahlara, yerinde durmanın avantajı ve gizli riski.
Derya Akıncı 4 dk okuma
Doğa tarihine bakınca canlıların sürekli bir değişim içinde olduğu izlenimi doğar. Türler ortaya çıkar, biçim değiştirir, kaybolur. Yine de bu akışın içinde şaşırtıcı biçimde yerinde duran gruplar vardır. Bugün gördüğümüz hâlleriyle çok uzun jeolojik dönemler boyunca neredeyse aynı temel yapıyı koruyan bu canlılar için genellikle "yaşayan fosil" ifadesi kullanılır. Terim tam olarak doğru değildir, çünkü hiçbir canlı gerçekten donmuş hâlde kalmaz; ama neden bazı biçimlerin bu kadar dayanıklı olduğunu düşündürmesi açısından değerlidir.
"Yaşayan fosil" ne demek, ne demek değil?
Bu ifade, bir canlının hiç değişmediğini değil, dış görünüşünün ve temel vücut planının çok uzun süre boyunca tanınabilir kaldığını anlatır. Genetik düzeyde ve ayrıntılarda değişim yine sürer. Bu yüzden bilim çevrelerinde terim tırnak içinde kullanılır. Yine de gündelik dilde işe yarar bir kısaltmadır: bir canlının fosil kayıtlarındaki uzak akrabasıyla bugünkü hâli yan yana konduğunda benzerliğin çarpıcı olduğu durumları anlatır.
Hangi canlılar bu grupta anılır?
En bilinen örneklerden biri at nalı yengecidir. Adında yengeç geçse de aslında yengeçlerden çok örümceklere yakın bir gruptadır ve kalkan biçimli kabuğuyla çok eski dönemlerden beri tanınabilir bir görünüme sahiptir. Sığ, çamurlu kıyılarda yaşar ve beslenme biçimi de yapısı kadar sadedir.
Bir diğer örnek nautilus'tur. Ahtapot ve mürekkep balığıyla akraba olmasına rağmen onlardan farklı olarak sert, spiral bir kabuk taşır. Kabuğun içindeki bölmeleri gazla doldurup boşaltarak derinlik ayarlar; bu, denizde yüzmenin oldukça eski ve hâlâ işleyen bir çözümüdür.
Karada ise timsahgiller sık verilen bir örnektir. Uzun, düşük gövde, gözlerin ve burun deliklerinin kafanın üstünde konumlanması, güçlü kuyruk ve pusuya dayalı avlanma düzeni çok uzun zamandır aynı mantıkla çalışır. Ginkgo ağacı, sığırkuyruğu benzeri bazı bitki grupları ve derin sularda yaşayan bazı balıklar da benzer biçimde anılır.
Neden değişmemişler?
Değişim baskısı, ortamdan gelir. Yaşam alanı, av türleri, avcılar ve iklim koşulları değiştikçe canlılar üzerinde yeni bir seçilim baskısı oluşur. Ama bir canlı, uzun süre boyunca göreli olarak istikrarlı bir ortamda yaşıyorsa ve mevcut yapısı o ortamda gayet iyi iş görüyorsa, büyük bir değişime zorlayan bir neden ortaya çıkmaz. Derin deniz, çamurlu kıyı bandı, nehir kenarı gibi yavaş değişen ortamlar bu açıdan dikkat çekicidir.
İkinci etken, tasarımın kendisidir. Bazı vücut planları oldukça geniş bir koşul aralığında işe yarar. Timsahın pusu düzeni, avın türü değişse bile çalışır. Nautilus'un kabuk mantığı, farklı derinliklerde geçerlidir. Genel amaçlı çözümler, özelleşmiş çözümlere göre ortam değiştiğinde daha az sarsılır. Aşırı uzmanlaşan canlılar hızlı yükselir ama koşullar kayınca çabuk zorlanır.
Değişmemek her zaman avantaj mı?
Değil. Uzun süre değişmeden gelen grupların çoğu, tür sayısı bakımından oldukça dardır. Yani bu canlılar hayatta kalmıştır ama çeşitlenmemiştir. Ortam hızla değiştiğinde ellerinde çok az seçenek kalır; çünkü değişime yatkın akrabaları yoktur. Bu yüzden pek çok "yaşayan fosil" bugün sınırlı bölgelerde, dar koşullarda yaşar ve insan kaynaklı hızlı değişimlere karşı kırılgandır.
Buradaki denge ilginçtir: aynı sadelik hem uzun ömrün sebebi hem de gelecekteki en büyük risktir. Bir çözüm ne kadar uzun süre işe yaramışsa, o çözümün geçerli olmadığı bir dünyaya uyum sağlamak da o kadar zordur.
Doğadaki diğer sabitler
Değişmeyen yalnızca canlıların biçimi değildir. Bazı davranışlar da şaşırtıcı biçimde kalıcıdır: göç yollarının kuşaklar boyu benzer hatlarda kalması, yumurta bırakma zamanının mevsime bağlı biçimde tekrarlaması, belirli türlerin kur davranışlarının hep aynı sırayla ilerlemesi gibi. Bu tekrarların ortak yanı, doğadaki döngülere kilitlenmiş olmalarıdır. Gün uzunluğu, sıcaklık ve mevsim düzeni sabit kaldığı sürece, ona bağlanan davranış da sabit kalır.
Bu yüzden doğada bir alışkanlığın değişmesi çoğu zaman canlıdan değil, ortamdan haber verir. Bir türün göç zamanı kayıyorsa ya da yuvalama dönemi öne geliyorsa, asıl değişen genellikle canlının kendisi değil, üzerine kurulduğu takvimdir.
Yaşayan fosillere bakmanın en öğretici yanı da burada. Onlar bize doğanın her zaman ileri doğru koşmadığını, bazen en iyi hamlenin yerinde durmak olduğunu gösteriyor. Ama aynı zamanda bunun bedava olmadığını da hatırlatıyor: yerinde duran her canlı, dünyanın da yerinde durmasına bel bağlamış demektir.