Öğrenirken Uygulamanın Rolü: Bilgiyi Denemeye Çevirmek
Okumak ve izlemek konuyu tanıdık kılar ama kalıcı öğrenmeyi getirmez. Uygulamanın neden belirleyici olduğu ve pratik bir çalışma düzeninin nasıl kurulacağı.
Selin Yalçınkaya 4 dk okuma
Bir konuyu öğrenmeye çalışan çoğu kişi işe okumakla başlar. Video izler, sayfaların altını çizer, ekran görüntüsü biriktirir. Bütün bunlar tanıdık bir his yaratır: konu anlaşılmıştır, her şey yerli yerine oturmuştur. Ne var ki bu tanıdıklık hissi, gerçekten öğrenmiş olmakla aynı şey değildir. Bilgiyi tanımak ayrı, onu ihtiyaç anında kendi başına üretebilmek ayrıdır. Aradaki farkı kapatan şey ise izlemek ya da biriktirmek değil, doğrudan uygulamaya girmektir.
Tanıdıklık neden yanıltır?
Bir metni ikinci kez okuduğunuzda cümleler akıcı gelir, hiçbir yerde takılmazsınız. Zihin bu akıcılığı ustalıkla karıştırır ve "biliyorum" der. Oysa metin kapandığında aynı konuyu kendi cümlelerinizle anlatmanız istendiğinde çoğu ayrıntı buharlaşır. Çünkü okurken yapılan iş tanımaktır; anlatırken yapılan iş ise üretmektir. Öğrenmenin kalıcı hâle gelmesi, ikinci işin tekrar tekrar yapılmasına bağlıdır. Kolay gelen çalışma biçimleri genellikle en az iz bırakan çalışma biçimleridir.
Uygulama tam olarak nedir?
Uygulama, konuyla ilgili bir şeyi kendi başınıza yapmaya çalışmaktır. Bir dilde kelime listesi ezberlemek yerine o kelimelerle cümle kurmak, bir tarifi okumak yerine mutfağa girip denemek, bir programı izlemek yerine küçük bir şeyi sıfırdan üretmeye çalışmak bu kapsamdadır. Uygulamanın ayırt edici özelliği, sizi hatalarla karşılaştırmasıdır. Hata, öğrenmenin engeli değil ölçüm aracıdır; nerede eksik olduğunuzu bir sayfa nottan çok daha net gösterir. Bu yüzden ilk denemenin kötü olması beklenen bir durumdur.
Zorlanmanın işlevi
Öğrenirken hissedilen zorlanma çoğu kişide vazgeçme sebebi olur. Oysa hatırlamaya çabalarken yaşanan o kısa gerilim, bilginin daha sağlam yerleşmesine katkı sağlar. Bir bilgiyi not defterinden bakarak bulmak kolaydır ama defteri kapatıp hatırlamaya çalışmak, o bilgiye giden yolu güçlendirir. Bu nedenle çalışma sırasında kendine soru sormak, kaynağa bakmadan önce birkaç saniye düşünmek ve boşlukları kendi başına doldurmaya çalışmak, pasif okumadan çok daha verimlidir.
Not tutmak gereksiz mi?
Hayır, ancak notun rolü yanlış anlaşılır. Not, bilgiyi saklamak için değil, onu işlemek için tutulduğunda değer taşır. Konuyu kendi kelimelerinizle özetlemek, bir örnek uydurmak ya da anlamadığınız yeri soru hâline getirmek zaten bir tür uygulamadır. Buna karşılık kaynaktan olduğu gibi kopyalanan uzun notlar, çoğunlukla bir daha açılmayan arşivlere dönüşür. Ölçü basittir: not tutarken zihniniz çalışıyorsa fayda vardır, sadece eliniz çalışıyorsa yoktur.
Küçük ve sık denemeler
Uygulamayı büyük bir proje gibi düşünmek çoğu zaman başlamayı geciktirir. Oysa on beş dakikalık küçük denemeler, ayda bir yapılan uzun oturumlardan daha çok yol aldırır. Yeni öğrenilen bir konuyu aynı gün küçük bir örnekle denemek, ertesi gün hatırlamaya çalışmak ve birkaç gün sonra tekrar üzerinden geçmek basit ama etkili bir düzendir. Aralıklı tekrar, unutmayı tamamen engellemez ama unutma hızını belirgin biçimde yavaşlatır ve zamanla ihtiyaç duyulan tekrar sayısı azalır.
Geri bildirim olmadan uygulama eksik kalır
Yaptığınız denemenin doğru olup olmadığını göremiyorsanız, yanlış bir alışkanlığı tekrarlayarak pekiştirme riski doğar. Bu yüzden uygulamanın yanına bir geri bildirim kaynağı koymak gerekir: cevap anahtarı, konuyu bilen bir kişi, karşılaştırılabilir bir örnek ya da sonucu doğrudan gösteren bir çıktı. Kendi çalışmanızı bir süre bekletip sonra tekrar bakmak da işe yarayan basit bir yöntemdir. Araya giren zaman, ilk bakışta görülmeyen hataları görünür kılar.
Gerçek koşullara yaklaşmak
Uygulamanın faydası, gerçek kullanım koşullarına ne kadar benzediğiyle doğru orantılıdır. Bir dili sohbette kullanacaksanız çalışmanın bir kısmı konuşarak yapılmalıdır. Bir işi zaman baskısı altında yapacaksanız, provayı da süre tutarak yapmak yerinde olur. Tamamen sessiz ve rahat bir ortamda yapılan hazırlık, kalabalık ve gürültülü bir ortamda beklendiği gibi işlemeyebilir. Koşulları yaklaştırmak, öğrenilenin ihtiyaç anında elde kalmasını kolaylaştırır.
Dengeli bir çalışma düzeni
Bütün bunlar okumanın gereksiz olduğu anlamına gelmez. Hiçbir temel bilgi olmadan yapılan deneme, kısa sürede tıkanır. Makul bir düzen, önce konuyu kabaca anlayacak kadar okumak, sonra hemen küçük bir uygulamaya geçmek ve takıldığınız yerde kaynağa geri dönmektir. Zamanın büyük bölümünü hazırlığa ayırıp uygulamayı sona bırakmak yerine, ikisini iç içe yürütmek daha hızlı ilerleme sağlar. Uygulama, öğrenmenin son aşaması değil, öğrenmenin kendisidir.
Öğrenmek biriktirmekle değil, kullanmakla olur. Ne kadar not tuttuğunuz değil, o bilgiyi kaç kez kendi başınıza üretmeye çalıştığınız belirleyicidir. Küçük denemeler, dürüst geri bildirim ve düzenli tekrar bir araya geldiğinde ilerleme kendiliğinden görünür hâle gelir.